• ISSN: 1308-9412
  • 0(256) 214 48 21

Sayı 20

Sayı 20

  • Yayın Dönemi: 2018 - Temmuz 2018
  • Cilt: 1

Makaleler

  Mesut MEZKİT

 

Medine Sözleşmesi Temelli, Mekke Ruhunu Esas Alan Medeniyet Tasavvuru ve Yeni Türkiye

Öz:

Hz. Âdem (as)’ın oğullarından Kabil,Habil’in hayat hakkını gasp etmesiyle başlayan insan hak ve hürriyetlerininihlali günümüze kadar devam ede gelmiştir. Bu kadar derin tarihi tecrübeye rağmen“ötekileştirme” hastalığının derinleşmesine ve tarihî uygulamalara bakılırsabundan sonra da sürcektir. Birlikte yaşamayı esas alan kültürün tesisindeönemli olan husus, bu ihlalleri asgari sevyeye indirip fert haklarını herkesemüsavilik çerçevesinde tatbik edersek o vakit medeniyet tsavvurundanbahsedebiliriz. Yeni bir medeniyet inşası, sahih geleneğin imbiğinden geçentarihi geçmişe, asrın idrakini sunmakla mümkündür. Cemiyeti meydana getirenefradın (bireyler) idaresne talip olanların adaleti tesiste kılı kırk yarması,kindarlığın zeminine imkân vermemesi, farklılıkta “bir” olmayı temin eden birhiyerarşi ve kenetlenmeyi asli vazife edinen Yeni Yönetim Felsefesini,entelektüel akılla hayata geçirmesi ana gaye olmalıdır.


Abstract


Theviolationof humanrightsandfreedom Kabil made; amongthesons of Hz. Adem, has continueduntil today which began he grabbedtheright of Habil’slife. Despite thesehistorical experience, itseems that it willlastifwelook at theillness of‘othering’ andhyistoricalpractices. Theimportantpoint in thebase oflivingtogether is thatwe can refertotheconception of civilization if weapplythese right stot he minimum level andapply thein dividual rights in theframework of all the customs. The construction of a newcivilization is possibleby presentingtheage of the century past theim putation of the authentic tradition.Itmust be the mainpurpose of the New Administrative Philosophy, which is to besensitivetothejustice of theindividualswhomakeupthesociety, to not allowvindictiveness, tobecome a "one" in differenceandtotakethe main taskof interlocking



  Anahtar kelimeler: Yeni Yönetim Felsefesini,Birlikte Yaşama, Medine Sözleşmesi,Mekke Ruhu, Medeniyet Tasavvuru,Yeni Türkiye

 

  Dr. Öğrt. Üyesi Nezahat BELEN

 

Editörden

Dergimizin 20.nci benim de editörlü-ğünü yaptığım bu 2. Sayımızda Yenifikir ailesi olarak siz okurlarımızla buluşmaktan kıvanç duymaktayız


“Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Heraclitus


Her insan doğar, büyür, gelişir ve ölür diye bilinen darbı mesel aslında ölüm-le sonlanmayan, esasında başka bir hale dönüşümdür, kanımca. Değişmek, dönüşmek varoluşun aslı esasında. Rabbim insanı yaratırken “ Ben bir cevherdim, bilinmek istedim.” İfadesiyle asıl olanın farkına varmak, bilmek olduğunu en baştan bize bildirmiştir. Nitekim kısa hayatımızda veya dünya tarihinde gördüklerimiz de bunun ifadesi değil mi? Milletlerin, devletlerin, insanların paylaşamadığı veya savaştığı esasında kendini ifade edememek, anlaşılamamak değil midir? Sevdiklerimiz en çok beni anlamadın!. Ben, senin için şunu şunu yaptım cümleleriyle sitem etmez mi? Evlat olarak ebeveynlerimizin anlamasını, ebeveyn olarak evlatlarımızın bizi anlamasını bekleriz. Aramızdaki samimiyet ve güven her ne olursa olsun sağlamsa; asla bozulmayız, yıkılmayız.

Bireylerden oluşan halk ( millet ) daaynı şekilde ebeveyni olan devletine yeri gelir naz yapar, yeri gelir küser, kızar. Fakat aradaki bağ sağlam ve güvenilirse her ne olursa olsun asla kopmaz. Devletimizin “ Tek Yürek, Tek Bayrak, Tek Millet, Tek Vatan” sloganı ile çıkılan yolda ifade edilen teklik; salt, yalın matematiksel bir değildir. O, aile içindeki bir olmaktır. Bu yüzden tarih boyunca sürekli değişim, dönüşüm ve gelişimlere açık olmuş Türk Milletini 24 Haziran 2018 sonrası 9 Temmuz 2018 Salı güne resmen başlayan adı yeni fakat ruhu bu ülkenin mayasında zaten var olan Başkanlık sisteminin ülkemize ve İslam coğrafyasına hayır getirmesini dileriz.

Yaşanılan tarihe, tarih düşmek için yazdığımız bu düşüncelerimizden sonra gelelim bu sayımıza. Yeni Fikir ailesi olarak Nisan 2017 tarihlerinde düzenlediğimiz Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Derneği ( Yeni Fikir SAM) ‘ın İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı tarafından desteklenen, Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) ve Türkiye Kızılay Derneği Aydın Şubesi ortaklarımızla “Göçmen Sorununa Genç Bakış”Kısa Film-Hikaye-Makale yarışmasında dereceye giren ve ödül alan eserleri sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Ayrıca eğitim, tarih ve diğer sosyal disiplinlerle ilgili araş-tırmacılarımızın makalelerini sizlerle buluşturuyoruz.

Dergimize emeği geçen herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Gelecek sa-yımızda buluşmak dileğiyle……




Dr. Öğrt. Üyesi Nezahat BELEN

20. Sayı Editörü/Editor of the 20th Issue








 

  Dr. Kemal Ramazan HAYKIRAN

 

Aydın Eli’nde Haçlı Seferleri: Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in Haçlılar ile Mücadelesi

XI. yüzyılda başlayan Haçlı seferleri takip eden yüzyıllarda da şekil ve yöntem değiştirerek bir şekilde devam etmişti. Bu haçlı akınlarının bir dalgası da XIII. yüzyıldan itibaren Batı Anadolu kıyılarını sistematik bir biçimde fethetmeye başlamasının karşısında gelişmişti. Bunlar içinde en çok dikkat çekeni de Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in İzmir ve hiterlandını zorlaması neticesinde karşılaştığı haçlı akınlarıydı.Aydınoğlu Gazi Umur Bey İzmir ve Aydın kıyılarında birkaç defa Haçlı do-nanmaları ile savaşmak durumunda kalmıştı.

Crusades to Aydın Province:

Aydınoglu Ghazi Umur Bey’s Struggle Against the Crusaders


Abstract

The Crusades, that began in the XIth century, continued in subsequent centuries with the changings in nature and methods. One wave of these crusades was initiated in the face of systematic Turkic conguests of Western Anatolian shores that began in XIIIth century. Most striking of them was the crusade that Aydınoglu Ghazi Umur Beg faced which resulted from his activities in İzmir and its hinterland. Such that, Aydınoglu Ghazi Umur Beg, more than once, had to fight against crusader fleets on the shores of İzmir and Aydın.

Keywords: the Crusades, Aydın Province, İzmir, Ghazi Umur Beg.


  25 - 34

  Haçlı Seferleri, Aydın İli, İzmir, Gazi Umur Bey,

 

  Dr. Ali BİLGENOĞLU

 

Uzlaşma mı Çatışma mı? Küresel Barışa bir Tehdit Olarak İslamofobi ve Temel Kaynakları

Öz

Küresel dünyanın günümüzde karşılaştığı en önemli sorunlar arasında yabancı düşmanlığı, aşırı sağ siyasal söylemin yükselişi, ırkçılık ve küresel terör eylemleri ön sıralarda gelmektedir. Uluslararası kamuoyunu en çok meşgul eden bu kavramlar ve çerçevesinde gerçekleşen olaylar hiç şüphesiz ki doğrudan yahut dolaylı bir şekilde bir kimliğin bir diğer kimliği entisite, aidiyet, din, dil ve inanç gibi alt kategoriler üzerinden ötekileştirmesi olgusu üzerine inşa edilmektedir.

11 Eylül 2001’den itibaren ötekileştirmenin küresel düzeyde daha kırılgan ve şiddete meyyal bir noktaya doğru evrilmesi ve bilhassa Medeniyetler Çatışması tezi ile birlikte Soğuk Savaş’ta Batı medeniyeti karşısında konumlandırılan Sovyetler Birliği ve ideolojisinin yerini savaş sonrası süreçte bir medeniyet olarak İslam’ın ve Müslümanların ikame etmesi bu çalışmanın konusu olan İslamofobi’nin ana gündem maddelerinden biri olmasının yolunu açmıştır.

Bu çalışmada bir aktüel fenomen olarak İslamofobi üzerine yapılan kavramsal tartışmalar ile meselenin temel kaynaklarına dönük bir değerlendirme ve analize yer verilmektedir.


Reconciliation or conflict? Islamophobia as a Threat to Global Peace and It’s Basic Sources

Abstract

Among the most important problems that the global World faces today are xenophobia, the rise of extreme-right political discourse, racism and global terrorist acts. These concepts and events that are most prevalent in the international public are undoubtedly built on the fact that, directly or indirectly, an individual identifies another identity through subcategories such as identity, belonging, religion, language and belief.

Since September 11, 2001, the transformation of alienation into a more fragile and sophisticated point on the global level and, in particular, with the thesis of the Clash of Civilizations, which substituted Islam instead of Soviet Empire and its ideology, the way for Islamophobia has been opened.

In this study, a theoretical discussion on Islamophobia as an actual phenomenon and an evaluation and analysis on the basic sources of the matter are given.

Key Words: Islamophobia, Xenophobia, Clash of Civilizations, September 11th, Migration


  35 - 50

  İslamofobi, Yabancı Düşmanlığı, Medeniyetler Çatışması, 11 Eylül, Göç

 

  Dr. Öğrt. Üyesi Nezahat BELEN

 

Aydın Örneğinde Türkiye’de Kadın Temsili Ve Milletvekilleriüzerine Bir Değerlendirme (1935-2018)

Öz

Demokratik bir toplum anlayışında, kadınların siyasal sistemde yer almaları önemli bir olgudur. Türkiye’de kadının konum olarak “eş” ve “anne” olmasının dışında siyasal hayatta da varolmasının kabul edilmesi ve bu yönde çeşitli düzenlemeler ile bu fikrin desteklenmesi, Türk kadının toplumsal ve siyasal yaşamda önünde yer alan engellerin ortadan kaldırılması adına önemlidir.

Türkiye’de kadın haklarının elde edilişi, Tanzimat Dönemiyle başlayan Türk modernleşme tarihinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Eğitim ve kültür alanlarında atılan her adım, doğrudan kadının toplumdaki etkisini arttırmıştır. Bununla birlikte siyasal hakları elde etmesiyle de kadın, tarih boyunca sürdürdüğü ikincil konumundan zaman içinde sıyrılmıştır. Kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri ve ilişkilerinden kaynaklanan farklı sosyal, ekonomik, siyasal çıkarlara sahip olarak siyasallaşmakta ve toplumsallaşmaktadır.

Ülkemizde kadın, seçme ve seçilme hakkını aldığı 1930’lu yıllardan itibaren fiilen siyasal yaşamda var olmuş ancak temsil etme ( eksik temsil sorunu ) bağlamında hala belirleyici ve etkin bir aktör olarak yer almamakta / alamamaktadır.Oysaki daha kapsayıcı ve demokratik bir yapılanma için kadınların siyasal karar alma sürecine dâhil olmasının gerekliliği herkesçe savunulmaktadır. Ancak bu düşüncenin uygulamasıparlamentoda, yerel birimlerde ve siyasal partilerde ne yazık ki yeterli düzeyde değildir.

Bu çalışmada Aydın ili örneğinde Türk Kadının temsili ( eksik temsili ) somut veriler ışığında değerlendirile-rek, Türkiye bütünüyle ne denli örtüştüğü gözler önüne serilmiştir. NitekimAydın örneğinden yola çıkılarak, siyasal alanda, her boyutuyla sınırlı katılım düzeyi göz önüne alındığında, Türk kadınının siyasal alandaki mevcut konumunun beklenilen yerde olmamasınınhiç de şaşırtıcı( ! ) olmadığı söylenmelidir.


Women's Representatıon In Turkey And Legislators On Such An Assessment Aydın ( 1935-2018)


Abstract


In a democratic society, it is important for women to take part in the political system. women's position in Turkey as "wife" and "mother" except that exists outside of the adoption of the political life and supporting this idea with various regulations in this direction, It is important for the removal of the obstacles in front of the Turkish woman in social and political life.

Derivation of women's rights in Turkey is an important part of the history of Turkish modernization starting with the Tanzimat period. Every step taken in the fields of education and culture has directly increased the influence of women in society. However, with the acquisition of political rights, the woman has been stripped of its position as a secondary figure throughout history. Women are politicized and socialized with different social, economic and political interests arising from their gender roles and relationships.


* Dr.Öğr. Üyesi Nezahat Belen, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, nbelen@pau.edu.tr

In our country, the woman actually existed in political life since the 1930's, when she was elected and elected but it still does not take place as a decisive and effective actor in the context of representation (the problem of underrepresentation). On the other hand, it is widely argued that women need to be included in the political decision-making process for a more inclusive and democratic structuring. However, the practice of this idea is unfortunately not sufficient in parliament, local units and political parties

In this study, the representation of Turkish woman (under representation) in Aydın province is evaluated in the light of concrete data, Turkey has fully demonstrated that the extent of overlap. As a matter of fact, when considering the limited participation level in all dimensions of the political arena, starting from the example of Aydın, It should be said that it is not surprising (!) That the current position of the Turkish woman in the political scene is not in the expected place.


Key words: Women, Representation, Aydın, Democracy


  51 - 65

  Kadın, Temsil, Aydın, Demokrasi

 

   Oğuzhan ŞAHİN

 

Yeni Düzen Arayışında Mülteci sorunları -Aydın İli Örneği-

Göç, neden ve sonuçlarıyla birlikte hem göç eden bireyleri hem de göç alan yerde yaşayanları etkileyen önemli bir süreçtir. Göç sürecinin, ancak yerleşilen ülkeye uyum sağlayabilmek ile sağlıklı bir şekilde tamamlandığı düşünüldüğünden Suriyeli bireylerin göç sonrasında, farklı bir ülkeye gelmeleriyle, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmada, bölgenin kültürüne, toplumsal yaşamına uyum sağlamada yaşanılan problemler ve savaş nedeniyle yaşanan sorunların toplumsal hayata nasıl yansıdığı sorgulanmıştır.


Abstract

Immigration is an important process with its causes and effects which influence both the individuals immigrating and the people living in the places which allow immigrants. As it is considered that the process is completed sturdily only by being able to adjust to the country settled down, it is questioned, after Syrian individuals immigrating to a different country, how the problems with accessing to the healthcare and education services and adjusting the social life, culture of the region and the troubles experienced due to the wars reflect on the social life.


* Oğuzhan ŞAHİN / Adnan Menderes Üniversitesi Mühendislik fakültesi İnşaat mühendisliği Lisans Öğrencisi,

**Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Derneği (Yeni Fikir SAM)’ın T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın PRODES dahilinde Türkiye Kızılay Derneği Aydın Şube Başkanlığı ve Adnan Menderes Üniversitesi ortaklığında yapılan “Göçmen Sorununa Genç Bakış” İsimli yarışmada Makale dalında ALTINCI olan eser.


  67 - 97

 

  Gamze POLAT

 

Göç Yolunda Oyuncaklarım

Çocuklarımız bizim geleceğimiz peki hangi çocuk kötü bir yaşantıyı hak eder?

İnsanlar gerek ekonomik, sosyal, sa-vaş, doğal afet durumları gerek ise çocuk-larının bu durumlar karşısında onlara da-ha yaşanılabilir bir ortam sunmak için göç etme yolunu seçerler. İnsanlar bu yolu seçerken çocuklarına daha iyi gelecek ha-zırlayalım derken bu göç sırasında çocuk-larını kaybedebiliyorlar. Yapılan araştır-malara göre Dünya üzerinde yaklaşık 62 milyon mülteci bulunuyor bu sayının %40'ı 12 yaş altı çocuklardan oluşmakta-dır. Bazı kaynaklardaki bilgilere göre tek başına göçmen çocukların sayısının yakla-şık 26 bin’e ulaştığını bu çocuklardan 10 çocuğun 9'unun yanlarında aileleri olma-dan tehlikeli yolculuğa çıktığı, yaklaşık 700 çocuk göçmenin Avrupa yolunda ha-yatını kaybettiğini ve yine yaklaşık olarak 5 bin göçmen çocuğun ise Akdeniz'de öl-düğü ya da kayboldu bilgisi mevcuttur. Göçmen çocuklar göç ettikleri yerlerde tacize, şiddete ve açlıkla yüzleşiyor ve bu durumlarla mücadele etmek zorunda ka-labiliyorlar. Böylesine bir durum çocuk istismarı yapan insanlar için bir fırsat bili-nip, çocuklara köle muamelesi yapabili-yorlar. Bu verilerden de anlaşılacağı gibi bir çocuk için göç etmek oyuncaklarından, eğitiminden, arkadaşlarından uzaklaşıp yaşama tutunma mücadelesine girmek demek. Çocuklar için hali hazırda bir travma etkisi olan göç hareketinin onlara daha az zarar verecek ve bu zararı en aza indirgenebilecek şekilde yapılmalıdır. Göç eden insanlar çevresel, kültürel değişimin yanı sıra psikolojik olarak da bir çatışma içinde olurlar çünkü bulundukları yaşama alanının dışında bambaşka bir şeklide, yaşama şartlarına alışmaya çalışıyorlar ailedeki ebeveynler bu denli zorlanırken çocuklar zorluklar yaşarken bazı sinyalleri ister istemez vermektedir.

Göçmenlik Dünya ve ülkeler için oldukça zor ancak yadırganmaması gereken bir durumdur. Ailelerin ve çocukların göç ettikleri yerlerde onlara gerekli olan eğitim verilmeli, aileler bilgilendirilmelidir. Göçmen çocukları eğitim olanakları sunmalı onları yaşıtlarıyla bir arada bulunması için olanaklar geliştirmeliyiz. Aksi takdirde bu çocukların bazılarında iletişim kurmada, duygularını ifade etmede zor-luklar çekebiliyorlar. Okullar çocukların yaşıtlarıyla buluşabildikleri, birbirleriyle iletişim kurabildikleri bir yerdir. Ancak çocuklar okula karşı korkular, çekinme, kaygı, gerilim gibi davranış ve tutumlarda bulunabiliyorlar. Göçmen çocuklar için bulundukları yerin dilini öğretilmeli ve eğitime bu doğrultuda başlanması çocuklar için daha faydalı olacaktır. Çocuklar sadece olup biteni iyi

veya kötü olarak ayırmayıp onlar için ne, nasıl olması gerekiyorsa o şekilde yaşar-lar. Çocuklarımız hayata gelirken yaşaya-cakları hayatı kendileri seçemezler bu yüzden her çocuğun güzel bir geleceği hak ettiğini unutmamalıyız. Bu nedenle onları birbirinden ayırmak yerine onların sevgi ve saygı ihtiyaçlarını karşılayıp bir sonraki nesille de aynı davranışı sevgi ve hoşgörüyle davranmayı aşılamalıyız.

* Gamze POLAT / Adnan Menderes Üni-versitesi Sultanhisar Meslek Yüksekokulu İnsan Kaynakları Yönetimi Ön Lisans Öğ-rencisi,

**Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Derne-ği (Yeni Fikir SAM)’ın T.C. İçişleri Bakan-lığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın PRODES dahilinde Türkiye Kızılay Der-neği Aydın Şube Başkanlığı ve Adnan Menderes Üniversitesi ortaklığında yapı-lan “Göçmen Sorununa Genç Bakış” İsimli yarışmada Makale dalında YEDİNCİ olan eser.





  98 - 110

 

  Rumeysa Girgin

 

Suriyeli Göçmenlerin Hukuki Statüleri

GİRİŞ

Bugün Suriye’de yaşanan iç savaş Tür-kiye’yi de doğrudan ilgilendiren bir niteliğe büründü. Suriye’nin sınır komşusu olması bu sonucu kaçınılmaz

kılan bir durumdu. Soruna her nere-sinden bakarsak bakalım Suriye’de yaşanan iç savaş büyük bir insanlık trajedisidir. Türk hükümetinin insani duygularla yaklaştığı bu sorunun Tür-kiye’yi kısa sürede çok büyük bir eko-nomik külfetle baş başa bırakması ve Birleşmiş Milletler’in konuya duyarsızlığı sorunu adeta tüm boyutlarıyla Türkiye’nin üzerine yıkmış durumda. Bu yoğun göçün ardından Suriyelilerin statüsü tartışılmaya başladı. Multeci mi sığınmacı mı göçmen mi misafir mi kalıcı mı …


  111 - 146